Sponsorlu Bağlantılar

Kombuçay

Çay Teknolojisi kategorisinde açılmış olan Kombuçay konusu , ...


Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 08-2009   #1
S Moderator
 
Oktay SARI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27-07-2008
Mesajlar: 689
Tecrübe Puanı: 18
Oktay SARI will become famous soon enough


Post Kombuçay

Sponsorlu Bağlantılar
İnsan sağlığı konusunda Dünya’yı sarsan Kombuçay (Kombucha) olayından söz etmek istiyoruz.

“Batman’da ölüme terkedilmiş bir kanser hastasının Kombuçay içerek iyileşmesi” haberi, sözlü ve yazılı basın harekete geçirmiş ve hastaları için umutsuzluğa kapılan onbinlerce kişinin yollara düşmesine neden olmuştur. Bu olayı özetlemeden önce, Kombuçay’ı size birkaç satırla anlatalım.

Yazım hatâları yüzünden medyada farklı şekillerle isimlenen bu binlerce yıllık iksîrin doğru adı “Kombu Çayı”, asıl yazılışı ise “Kombucha”dır.

Uzakdoğu’da “çay” kutsaldır. Çeşitli çaylar, insanları uyku ağırlığından koruyup zihinleri açık tutan maddeler olarak önem kazanmışlardır. Öncelikle bu yüzden, Uzakdoğu inancında yaşam ve çay birbirinden ayrılmaz iki kavramdır.

Kombuçay’ın asıl öyküsü günümüzden 2.200 yıl öncelere uzanmakta ve o zamanlardan beri Asya’nın bazı yörelerinde geleneksel içecek olarak kullanılmaktayken, MS 414 yılında âniden önem kazanmıştır.

Çünkü o yıl, Japon İmparatoru İnkyo’nun ölümcül hastalığına son çare olarak Doktor Kombu hazırladığı bu çayı içirmiştir. İmparator iyileşince, ilk bulunuşundan 6 yüzyıl sonra bilimsel anlamda gün yüzüne çıkan bu mantar çayı dünyanın her yerine Doktor Kombu’nun adıyla yayılmıştır: Kombu-cha (Kombu’nun Çayı).

Kombuçay 2200 yıldan beri bilinmesine rağmen, aslında henüz keşfedilmiş kadar yenidir. Yüzyıllardan beri, saç dökülmesinden her türlü sağlık kaybına kadar birçok şikâyetin giderilmesinde başarılı sonuçlar vermiştir. Ne var ki Kombuçay, medyanın dikkatini son zamanlarda tekrar çekmiştir. Kimileri onu “sağlıkla ilgili son çılgınlık” diye tanımlarken, kimileri de, uzun süre denenip sonuçları ortaya çıkana kadar tedbirli olmayı tercih ettiler.

Ancak bir avuç insan, Kombuçay’ın “sağlık içeceği” olduğunu kanıtladılar…

Çağımızda hızla üretilen yapay ilgi alanları insanoğlunun dikkatini öylesine dağıtmaktadır ki, zihnimizi gerekli-gereksiz dolduran yığınla yanlış yüzünden çoğu gerçekler gözden kaçmıştır.

Son yirmi yılda Batı tıbbı, ilgisinin bir bölümünü, “tedavi”den “profilaksi”ye, yâni, “hastalığı iyileştirmek”ten ziyade “hastalığı önleme” alanına kaydırmıştır. Bu yüzdendir ki konuyla ilgili uzmanlar, eski kültürlere yeni yeni kulak vermeğe başlamışlardır. Ve insanlık bugün, bir yeri onarmaya çalışırken bir dizi başka problem yaratan yöntemler yerine, daha farklı çarelerin beklentisi içindedir.

Kombuçay, asırlardır “gözden kaçırdıklarımız” arasındaki en önemli öğelerdendir. Çok eski zamanlardan beri bilinmesine rağmen Kombuçay, halk sağlığı için giderek daha yoğun biçimde talep edilecektir. Çünkü anlaşılmıştır ki, bu sihirli içecek, doğanın insana olağanüstü bir armağanıdır, o yüzden de Kombuçay olayı Dünya’yı sarmalamaktadır!..



KOMBUÇAY’IN FAYDALARI

1 Tüm salgı bezlerini ve hormon savunmasını uyarır.

2 Vücutta sağlıklı bir pH dengesi sağlar.

3 Vücuttaki atık madde ve zehirleri suda çözünebilir hâle getirerek atılmalarını sağlar.

4 Kan dolaşımını hızlandırır.

5 ****bolizmayı uyarır.

6 Kalp ritmini düzenler.

7 Kanı temizler.

8 Sinir sistemini düzenler.

9 Yüksek tansiyonu düşürür, huzursuzluğu yatıştırır.

10 Sindirim sisteminin daha rahat çalışmasını sağlar ve mide düzensizliklerini giderir.

11 Astımı tedavi eder, astım krizlerini giderir.

12 Kan şekeri seviyesi sabitleyerek, şeker hastalığını tedavi eder.

13 Alerjileri hafifletir ve zamanla giderir.

14 Sertleşmiş karaciğeri yumuşatır ve yeniler.

15 Böbrek faaliyetlerini geliştirir.

16 Kanseri önler ve tedavi eder.

17 Antioksidan yapısıyla, oluşan radyasyona karşı koyar, serbest radikallerle savaşır

18 Hücre duvarının yeniden oluşumunu sağlar.

19 Doku sertleşmesini (multiple sclerosis; MS) tedavi eder.

20 Damar sertliğini (arteriosclerosis) tedavi eder.

21 Elastikiyet sağlar ve gevşek eklemleri kuvvetlendirir.

22 Mafsal iltihabını (arthritis) ve romatizmaya iyi gelir.

23 Gut hastalığına iyi gelir.

24 Böbrekler ve idrar yollarındaki kumu döker, safra kesesi taşlarını düşürür.

25 Vücuttaki ürik asit ve kolestrolü suda erir hâle getirerek vücuttan atılmasına yardımcı olur.

26 Peklik (kabızlık) problemini giderir.

27 Hemoroiti (basur) tedavi eder.

28 Yorgunluk, bitkinlik ve sinirliliği giderir.

29 Herpes virüsünün soğuk algınlığı ve uçuk oluşturmasını engeller.

30 Siğilleri, dysplastik lekeleri yok eder.

31 Ülser sıkıntılarını giderip tedavi eder.

32 Anjine çaredir.

33 Epstein-Barr virüsüne bağlı yorgunluk hissini ve mononükleoz iltihaplanma (öpüşme hastalığı)’yı iyileştirir.

34 Kan değerlerini normalize eder.

35 Bronşit, öksürük ve balgamı giderir.

36 Bademcikleri tedavi eder

37 Kan damarlarını genişletir, kardiyak kasları uyarır, kalp problemlerini giderir.

38 Adale ağrılarını giderir.

39 Baş ağrılarını yok eder.

40 Uykusuzluğu giderir.

41 Mikrobik ishali durdurur.

42 Koliti tedavi eder.

43 Koruyucu bakterilerle sağlıklı bağırsak ve kolon oluşturur.

44 Saç uzamasına yardım eder, kelliği engeller, gri saçın rengini koyulaştırır.

45 Görüşü kuvvetlendirir.

46 Korneada oluşan deformasyonları ve kataraktı giderir.

47 Vücut ağırlığını düzenler, yağları yok eder.

48 Susuzluğu giderir ve egzersizlerde performans arttırır.

49 Mantar tipi enfeksiyonlara (candida gibi) karşı savaşır.

50 Bünyesindeki antivirütik ve antibiyotik özellikler sayesinde iltihabî oluşumları yok eder.

51 Cinsel potansiyeli canlandırır.

52 Menopoz rahatsızlıklarını giderir.

53 Derideki yaraları onarır.

54 Ciltteki kırışıklıkları, çilleri ve kahverengi lekeleri yok eder.

55 Deriye spreyle ya da sürülerek haricen uygulandığında antibakteriyel koruyucu tabaka oluşturur.-

56 Elbette, bütün bunların sonucu olarak da “ömrü uzatır”...

Listedekiler, kişisel olarak gerçekleştirdiğim bir çok belgelendirmeyle, gerçekten gelişme ve iyileşme gözlediğim vakalarla ortaya çıkmış sonuçlardır. Elbette her vücudun kimyası birbirinden farklıdır. Dolayısıyla sonuçlar kişiden kişiye değişmektedir. Yıllardır yaptığım çalışma ve araştırmalar sonrasında şunu söyleyebilirim ki, şimdiye kadar Kombuçay kullanımının ters tepkisine rastlamadım.

Ayrıca; çayın ciddî ve tutarlı kullanımından sonra iyileşmeyen hastalık görmedim… Eğer siz kullandıktan sonra ters bir etki ya da etkisizlik gözlerseniz, lütfen bizi haberdar ediniz.

Kombuçay kullanmaya başlayanlar, bünyelerindeki toksin fazlalığını, balgam, zehirli ve ölü hücreleri atarken bir rahatsızlık hissederler. Zararlı unsurlar vücudu terk ederken ve detoksifikasyon (zehirden temizleme) başlarken, bağırsakların yumuşadığı, nefesin koktuğu ve hafif mide bulantısı olabilmektedir. Ama bütün bunlara rağmen şimdiye dek hiç kimse “iyileşme kriz belirtileri” rapor etmemiştir. Bunun sebebi, çayın yapısındaki glujutonic asit tarafından vücuttaki zehirlerin (toksinlerin) idrar yoluyla atılmasıdır.

Kombuçay’ın, normal tıbbî tedaviye aykırı hiçbir yönü tespit edilmemiş, aksine, tıbbî ilâç artıklarının vücuttan atılmasına yardımcı olduğu gözlenmiştir. Doktorlar, Kombuçay içen hastalarındaki gelişmeyi hayretle izlemektedirler. Her doktor vücuttaki değişiklikleri bilimsel yöntemlerle tespit edebilir. Çoğu kimse, doktorları tarafından gerçekleştirilen gözlem ve testler sonucunda, içmekte oldukları ilâçları azaltmış veya tamamen bırakmışlardır.

Kombuçay nasıl içilmeli?

Kombuçay da dahil olmak üzere, faydalı olduğu belirtilen herhangi bir maddeyi ilk defa kullanırken dikkatli olun. Vücudunuzun nasıl reaksiyon verdiğini gözlemek için önce bir hafta 1 su bardağı içerek başlayın. Bazı insanlar Kombuçay’ın tadını çok sevdikleri için yavaş yavaş günde üç bardağa kadar çıkarabiliyorlar. Ben yaklaşık üç senedir günde bir litreye yakın içiyorum ve o zamandan beri hiç hastalanmadım. Çevremde herkes gripten defalarca kırılırken grip mevsimlerini sağlıklı geçirmek harika bir duygu. Dolayısıyla, toplumun sağlıklı olması için bilgi ve deneyimlerimizi başkalarıyla paylaşalım lütfen.

Kombuçay’ın tavsiye edilen içilme şekli, ilk haftada kahvaltıdan yarım saat önce bir su bardağıdır. Böylece, gün lezzetle başlar. İkinci haftadan itibaren kahvaltıdan ve yemeklerden yarım saat önce birer su bardağı içilmelidir. Dileyen, bir miktar meyve suyu ilâvesiyle lezzet farklılığı sağlayabilir. Bu arada, özel bir öğleden sonra aperitifi veya spor sonrası keyfi olarak da iyi gider.



KOMBUÇAY’IN BİLEŞİMİ

Glükronik asit, CHO, (CHOH4) COOH, glikozun oksidasyon ürünüdür. Büyük miktarlarda, insan karaciğeri tarafından üretilir. Fonksiyonu, vücudu detoksifiye etmek (zehirlerden arındırmak) tır. Yabancı maddeler ve zehirler glükronik asit tarafından suda erir hâle getirilerek, vücut tarafından tekrar absorbe edilmesi engellenmiş olur. Sonuçta zehirler, böbreklerden geçerek idrar yoluyla dışarı atılır. Bitkiler üzerinde yapılan bir bilimsel çalışmayla saptanmıştır ki, 200’ün üzerinde zehirli madde, glükronik asit tarafından etkisiz hâle getirilmektedir. Bu maddeler, asit yağmuru, radyoaktivite, nitrat ve sülfür gibi zehirli gazları da kapsamaktadır.

Glükronik asit, hücreleri onarmış ve genetik büyüme hasarlarından korumuştur. Bilindiği gibi detoksifikasyon (zehirlerden arındırma) ve kanın temizlenmesi, hastalıkların iyileşmesi için ana koşuldur. Glükronik asit, mantar çayındaki anahtar unsurlardan biri olarak hayâti önem taşımaktadır. Glükronik asit aynı zamanda, çok önemli polysaccharid’lerin oluşumunda büyük rol oynar. Bunlar:

**************-*Hyaluronik asit: (C8H15NO6) synovial sıvı’nın, vitreous humor’un, kıkırdağın, kan damarlarının, derinin, umbilical kordonun’un, yağlayıcı proteoglycan’larında bulunan glyeosaminoglycan’dır ve bağlayıcı dokular için hayâtîdir. Hyaluronik asit, suya bağlayarak hücreleri bir arada tutan jöleye benzer bir madde oluşturur. Hyaluronik asit bugün, pahalı kozmetik kremlerde kullanılmaktadır.

-Chondroitinsülfat asit: Kıkırdak, kemik ve kan damarlarımızda bulunan ana maddedir. Diğer bağlayıcı dokularda da bulunur.

-Mucoitinsülfat asit: Gözün, cama benzer kısmının mukozasıdır. Gastric mucin’i ve göz korneasını kaplayan polysaccharide’dir.

-Heparin: Fermente edilmiş çayda bulunan başka bir polysaccharide’dir. Bu da karaciğer tarafından üretilir. Tromboz ve emboli tedavisinde pıhtı çözücü olarak kullanılır. Heparin aynı zamanda lipotronik özelliklere sahiptir ki, yağın transferini sağlar.

-Laktik asit : (C3H6O8) Kombuçay’ın başka bir anahtar ****bolitidir. İyi huylu bir bakteri olan lactobacillus acidophilus’un fermentidir. İnsanın hücre ****bolizmasında büyük rolü vardır ve kalınbağırsaktaki çürüten bakterilerin gelişmesine engel olur. Yoğurt yiyen bir çok insanın iyi bir bağırsak içi yapısı vardır, çünkü yoğurtta da acidophilus vardır. Antibiyotikler bir çok iyi huylu bakteriyi de öldürürler, dolayısıyla güçlü bir bağırsak sistemine sahip olmamız gerekmektedir. Tonikte bulunan asitler, dahilî koruyucu etkiyle iyi bir pH dengesi sağlar. Çünkü, yabancı organizmalar ve zararlı mikroplar sağlıklı bir asitik ortamda yaşayamazlar.

-Asetik asit: C2H4O2) Bu asitlerden biridir. Ayırıcı ve yakıcı olarak kullanılır. Sirkenin karakteristik bileşimidir.

-Tannic Asit: (C76H52O46) Yine bu çayda bulunur. Antivirütik ve antibakteriyeldir.

-Usnic asit: (C18H16O7) Liken’den elde edilen sarı kristale benzer bir maddedir. Antibakteriyel özellikleri dolayısıyla antibiyotik olarak kullanılır.

-Folic asit : Pleroylglutamic asit veya (C19H19N7O6). Yeşil bitkilerde, karaciğerde ve mayada bulunan bir madde (lactobacillus casei’nin oluşumu için gerekli). Gastrointestinal malabsortion’un tedavisinde kullanılır. Folic asit vücut proteinlerinin genetik malzemelerinin ve hemoglobinlerin oluşumuna yardım eder. Kemik iliğinin alyuvar üretmesi için gereklidir. Bu tonik, uygun bir sindirim sağlayarak hayatî besleyici maddelerin absorbe edilmesinde (emiliminde) çok önem taşıyan enzimlerle doludur.

Bakterilerin ürettiği enzimler, karmaşık gıda moleküllerini parçalayıp küçük parçalar hâline getirir ve emilebilmelerini sağlayarak ****bolizmada özümlemeyi kolaylaştırır. İyi huylu bakterilerin bazıları; bacterium xylinum, bacterium gluconicum ve acetobacter ketogenum’dur.

-Acetobacter ketogenum: Hastalık üretmeyen bakteri ailesi pseudomonadecea genleri taşır. Acetobacter aciti, üzüm suyu ve çaydan sirke üretir. Aynı zamanda sıvının içindeki ‘sirkenin anası’nı da o üretir. Çay, sirkeye dönüşünce mantar oluşur. Mexico’da mantara Madre de Vinagre (sirkenin annesi) derler. Üzüm sirkesi de çok iyi bilinen bir geleneksel tedavi ilâcıdır.

Çayın içindeki maya enzimleri, vücutta yaşayan mikroorganizmalara tepki verirler ve candida gibi maya enfeksiyonlarıyla savaşırlar. Mantar çayındaki maya hücreleri saccharomyes türündendir. Fermantasyon sırasında şunları buluruz: Saccaharomyec ludwigii, Apiculatus türünden saccaharomyces, Pichia fermantasyonları ve Schizosaccharomyees pombe. Çayın mayasının pembe bölümü, bakteri bölümüne benzer sporlarla ya da tomurcukla çoğalan ve problem doğuran sağlıksız mayalardan ayrıdır. Bölünüm tarzı, bilinen maya enfeksiyonuna antagonistic’dir. Maya, aynı zamanda protein ve B-kompleks vitaminlerinin doğal kaynağıdır.

-B1 THIAMIN: Sinir sistemini normalize eden enerji sentezindeki oksidasyon görevi dolayısıyla gereklidir (mafsal iltihabı, arteriosclerosis ve kanseri engeller).

-B2 RIBOFLAVIN: Karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji salıveren hydrogenation süresince; ayrıca sağlıklı cildi oluşturacak mukoza zarı ve parlak ışıkta daha iyi görebilmek için gereklidir.

-B3 NIACIN: Nicotinic asit veya nicotinamid; hücrelerde enerji oluşturabilmek için thiamin e riboflavin ile birlikte çalışır. Glikozu, karbonhidrat depolamanızın tek yolu olan glikojene dönüştürmek için gereklidir. Niacin, kardiyovasküler hastalıkları engellemek veya iyileştirmekte yararlıdır. Ayrıca kandaki kolestrolü ve trigliseriti düşürür, vücudu pisliklere ve zehirlere karşı korur, migren ağrılarını geçirir, mafsal iltihabını teskin eder, damarları genişleterek kan dolaşımını hızlandırır.

-B6 PYRIDOXINE: Aminoasitlerin emilimini ve ****bolize olmalarını (sindirilmelerini) kolaylaştırır. Alvuyar oluşumunda rol oynar. 6’dan fazla enzimin faydalı olabilmesi için gereklidir. B6, sivilcelerin temizlenmesine, kuru ve kaşınan cilde faydalıdır. Katarakt’ı önler ve gözdeki lensleri korur.

-B12 COBALAMIN: (Cyanocobalamin) özellikle ilikte kan üreten hücreler, sinir sistemi hücreleri ve sindirim sistemi hücreleri başta olmak üzere vücuttaki tüm hücrelerin normal çalışması için gereklidir. Bu vitamin güçlü bir enerji verici ve gençleştiricidir. Hâfızayı güçlendirir, konsantrasyon yeteneğini arttırır ve aklî bozuklukları engeller.

KOMBUÇAY’IN ÖYKÜSÜ

Rusya’da insanların 130 yaş üzerinde yaşadıkları Kargasok isimli bir yer vardır. Bu aktif asırlıklar, uzun yaşamalarının sırrını yüzlerce yıldır diyetlerinin bir parçası hâline gelmiş olan maya enzimine bağlarlar. Hepsi de birer sağlık timsâlidirler. Gözle görülür aşırı yaşlanma belirtileri ve ciltlerinde neredeyse kırışık yoktur.

Her gün en az 200 ilâ 400 ml kadar Kombuçay içerler. Bu çayın kökeninin MÖ 221 yılı Çin’ine dayandığını anlatırlar: Ona, ‘Ölümsüzlük İlâcı’ adı verilmiştir. M.S 414 yılında Koreli Dr. Kombu, Japon İmparatoru Inkyo’yu tedavi için bu iksiri Japonya’ya getirmiştir. Daha sonra Kombuçay’ın kullanımı, Rusya, Hindistan ve Avrupa’ya yayılmıştır…

Ben bu çayın Kanadalı Kızıldereliler tarafından da geleneksel bir içecek olarak kullanıldığını işittim.

Sovyet bilim adamları ve kanser araştırmacıları, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki kanser artışının sebebini 1950’lerin başında araştırdılar. Ural Dağları’ndaki Kama Nehri üzerinde yer alan Perm bölgesindeki iki yerleşime araştırma heyeti gönderdiler. Bu iki bölgede neden hiç kanser vakasına rastlanmadığı konusunda meraklanmışlardı.

Önce, insanların yaşam tarzlarında belirgin bir değişiklik bulamadılar. Hattâ bu insanlar, kurşun, civa ve amyant madenlerinin yoğun olduğu bir bölgede yaşıyorlardı. Araştırma ekibindekiler sonunda fark ettiler ki, her evde ‘tea kvass’ denilen fermente edilmiş bir içecek vardı ve herkes bu ferahlatıcı çaydan içiyordu…

Başka bir ilginç rapora göre; Ronald Reagan, mantar çayının yararı konusunda bilgi almış ve kanser tedavisinin bu parçası olarak onu kullanmıştır. Kemoterapi sonrası ****staz oluşmasını takiben ABD’li bâzı hekimler Aleksandr Soljenitsin’in ‘Kanser Bölgesi’ kitabını referans göstererek kendisine bilgi vermişlerdir. ABD’ne iltica eden ünlü Rus yazar bir Sovyet işçi kampında kanser tedavisi görmüştür. Başkan Reagan’ın yardımcıları kitaptaki referansları izlediler ve Soljenitsin’in kanseri yenmesini sağlayan ‘çay kültürü’nü elde ettiler. Reagan’a günde 1 lt. içmesi söylenmişti. Kanseri tamamen iyileşti.

Dr. Veronica Carstens (Almanya eski Cumhurbaşkanı’nın eşi) 1987 yılında ‘Doğadan Yardım-Kansere Karşı Şifa Yollarım’ başlıklı bir tez yazmıştır. Tezinde Kombuçay’ı kansere karşı tavsiye etmektedir.

Kombuçay konusundaki ilk kitap 1954 yılında G. F. Barbancik tarafından yazılmıştır. Rusçadır ve başlığı ‘Kombu Çayı ve İyileştirici Özellikleri’ dir. Laboratuvar deneylerine dayanarak, Kombuçay’daki bu yararlı bakterinin, mikrop üreten hastalıkları, zararlı mayaları ve enfeksiyonları yok ettiğini ileri sürmüştür.

Gunther W. Frank’ın Avusturya’da basılan ‘Sağlıklı içecek – Uzakdoğu’dan Sağlıklı Şifa’ kitabı yüzlerce yıldan günümüze gelmiş bilgilerin sonucudur.

Rosine Fasching, ‘Fungus Çayı Kombucha’nın Doğal İçecek Olarak Kanser ve Diğer Hastalıklara Olan Etkisi’ isimli kitabında, amcası M. D. Rudolf Sklenar ile gerçekleştirdikleri klinik çalışmalarında günlük terapi olarak kronik bir çok hastaya Kombuçay içirdiklerinden bahsetmektedir.

Annem Latvia’da doğdu. Geçen sene onu, koruyucu ilâç olarak Kombuçay içmeye zorladımsa da, 1915’de Riga Lavta’da yazılmış olan ‘Doğal Araştırmalar Birliği’nin Raporu’nu bulana kadar ikna edemedim. Onu, ‘Brinuma-Ssene’nin anlatımını sordum, ‘hârika!’ dedi. Daha sonra kendisine Latvialı insanların bir çok hastalığı iyileştirmek için Kombuçay içtiklerine ilişkin bilgileri gösterdim. O da, bunu çocukken içtiğini hatırladı. Şimdi her gün içiyor.

Her ne kadar ‘her derde devâ’ sayılsa da, Kombuçay her şeyi tedavi etmeyebilir. Bu, bağırsak sistemini güçlendirici en önemli içecektir. Tekrar edelim; insanların toniğe reaksiyonları farklı olacaktır, çünkü vücut kimyalarımız farklıdır. Şunu söyleyebilirim ki, kısa sürede fark edilen bir iyileşme yaratmadığı birkaç hastalık görmedim ve… Çok ilerlemiş kanser vakalarının üç aylık bir kullanım sonucunda iyileştiğini izledim.
__________________


=======ஜ۩۞۩ஜ=======
◄█▓░GIDA TEKNİKERİ░▓█►
=======ஜ۩۞۩ஜ=======
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ


“Hayat boyu başarılarınızın bir zeytin ağacı kadar köklü ve sağlam,
Mutluluklarınızın yeni filizlenen yemyeşil bir zeytin dalı gibi sürekli,
Yaşamınızın zeytinyağı ile daha sağlıklı ve güzel olması dileğiyle...”

DENETİMSİZ GIDAYA HAYIR
Oktay SARI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Bu mesajdan alıntı yap
Alt 08-2009   #2
S Moderator
 
Oktay SARI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27-07-2008
Mesajlar: 689
Tecrübe Puanı: 18
Oktay SARI will become famous soon enough


Standart

Sponsorlu Bağlantılar
GERÇEKLEŞMİŞ VAKA ÖRNEKLERİ

Bir kadın, kanserin son aşamasındaydı ve birkaç haftalık ömrü kalmıştı. Ailesi, bütün ümitlerini yitirmiş olarak bana geldi. Onlara Kombuçay verdim. Hasta, çayı ilk içmesiyle kendisini daha iyi hissetmeye başladı. Ama ne yazık ki, hastalık çok ilerlemiş olduğundan birkaç hafta sonra öldü. Buna rağmen ailesi bana teşekküre geldiler, çünkü hasta son günlerini rahat ve mutlu geçirmişti.

Meksika Puerto Vallarta’dan Norma Norzagara (43)’ya, omuriliğini sarmış ileri derecede göğüs kanseri teşhisi konmuş; Meksiko, Arizona ve Puerto Vallarta şehirlerindeki üç büyük hastane bu teşhisi doğrulamıştı. Üç hastanedeki uzmanların tavsiyesi birleşince, Norma, göğsünün birini aldırmak üzere eşiyle birlikte Arizona’ya gitmeye karar verdi. Kendisini hazırlayabilmesi için ameliyat 4 ay sonraya alındı. Bu arada Norma, annesinin tavsiyesiyle, doğal maddelerle tedavi yapan bir doktor hanıma gitti. Kendisine ‘Hongo Chino’, yâni, bildiğimiz adıyla Kombuçay verildi ve her gün içmeğe başladı.

Her sabah ilk iş olarak yarım taze sıkılmış portakal suyu ile Kombuçay karışımını içti. Üç ay sonra kendini iyi hissetmeğe başladı. Arizona’ya ameliyata gittiğinde de içmeğe devam etti. Ameliyattan bir gün önce Norma’ya tekrar bir kontrol yapıldı ve kanser izine rastlanmadı!.. Doktorlar şaşkınlıktan donakaldılar. Sadece kanser kaybolmakla kalmamış, Norma’nın beyaz saçları da siyahlaşmış ve herkeste ‘yüzünü gerdirdiği’ izlenimi uyanmıştı, çünkü yüzünün kırışıklıkları bâriz şekilde azalmıştı. Diğer bir netice de, erken gelen bir menopozdan sonra düzenli âdet görmesiydi.

Bundan daha enteresan başka bir klinik olay da Norma’nın kocasının yaşadığıdır. Norma’nın iyileşmesinden birkaç ay sonra kocasına beyin tümörü teşhisi kondu. Kanser kulağından başlamış ve beyne yürümüştü. Doktorlar kulağının dış kısmını ve içindeki büyük bir kısmı aldılar. Fakat beyne dokunamadılar, çünkü bu durumda ömrünün sonuna kadar bitkisel hayat yaşayacaktı. Doktorlara göre takriben iki aylık ömrü kalmıştı. Çok sigara içiyordu, alkolikti, kırmızı ete ve abur-cubur yemeğe bayılıyordu. Cildinde 140 kadar deri kanseri lekeciği, ve ayrıca kronik anfizemi vardı. Karısının nasıl iyileştiğini bildiği hâlde Kombuçay içmeyi reddetti. Kanser ilâçlarını fırlatıp attı, çünkü nasıl olsa iki ayı kalmıştı…

Norma onun çaylarına, meyve sularına ve çorbalarına gizlice Kombuçay katmağa başladı. Bu arada, ‘portakalların bu mevsimde biraz asitli olduğunu’ söyledi! Üç ay sonra kocası, Norma’nın bu yaptığını anladı. Çünkü meyve suyuna karıştırdığı Kombuçay miktarını her defasında attırmıştı. Kızdı ama, kabûl etmeliydi ki öleceği bildirilen süreden bir ay fazla yaşamıştı. Bu yüzden, çayı istekle içmeğe başladı. Dört ayda bir gidip cildindeki kanserli lekelerin yaktırılmasına da gerek kalmamıştı.

Beyin tümörü yok oldu. Ve kulağı da yeniden eski hâline geldi. Daha sonra sıkı bir fizik kontrolden geçtiğinde, kanserin izine rastlanmadı. İçki ve sigarasına ara vermedi ve anfizemi gene var ama… Altı yıl geçti, hâlâ sağlıklı.

Norma’nın altmış yaşındaki annesi 29 yıldır şeker hastası olduğu için her gün insülin vurulmaktaydı. Sonunda tekerlekli iskemleye mahkûm oldu, görme yeteneğinde kayıp başladı. Doktorlar onun yaşında ve durumundaki bir hasta için bunun normal olduğunu, yapılabilecek fazla bir şey olmadığını söylediler.

Norma, annesini beraber oturmaya ikna etti ve Kombuçay ile iyi bir diyetin ona yardımcı olacağını söyledi. Sadece bir hafta sonra, kadının insülin kullanmasına ihtiyaç kalmadı ve o günden beri hiç kullanması gerekmedi. Yavaş yavaş görüşü kuvvetlendi, okumağa ve üç ay sonra da yürümeğe başladı. Çok geçmeden Meksika, Sonara’daki evine döndü ve hattâ jimnastik derslerine bile katıldı.

Meksika’da benim köyümde, beyin tümörü için kemoterapi gören 12 yaşında bir çocuk vardı. Kanseri iyileşmeğe başlamıştı ama, uzun süredir kendini çok zayıf hissediyor ve okula gidemiyordu. Saçının hemen hepsi dökülmüştü. Ailesiyle Kombuçay hakkında görüştümse de pek istekli görünmediler. Dedesiyle görüştüm; dedesiyle beraber içmeğe başladılar. Birkaç ay sonra tekrar okula, arkadaşlarının yanına döndü ve çok güzel saçları çıktı.

Yakın arkadaşım Deborah Capps, dokuz aydır ‘kronik yorgunluk sendromu’ndan şikâyetçiydi. Oysa 30 yaşında ve çok sağlıklıydı. Bir gece âniden hastalandı ve sonraki dokuz ayı neredeyse tamamen yatarak geçirdi. Saçını taramak bile onun için büyük bir eziyet oluyordu.

Deborah’ın, ‘Mononucleosis the Epstein-Barr virus’ testi pozitif çıktı. Karaciğeri çalışmıyordu ve zehirleniyordu. Hazmedemediği için, her yemek yiyişinde hastalanıyordu. Kombuçay içmeğe başladıktan iki hafta sonra enerjisi yavaş yavaş geri gelmeğe başladı. Bir ay içinde baş ağrıları, aşırı yorgunluk ve gece terlemeleri geçti. Birkaç ay sonra da kan sayımı normale döndü. Üç-dört ay sonra, duyulardaki hissizlik ve sersemlik kayboldu. Bir sene sonra, düşmüş olan IQ’su tekrar yükseldi ve iletişim için yeni bir keşif yaptı. Geride kalan tek belirti, zaman zaman ortaya çıkan hafif ateşti.

Onun beraber çalıştığı hanım da ‘kronik yorgunluk sendromu’ çekmiş ve geleneksel tedaviyle sekiz senede iyileşmişti.

Deborah’ın 57 yaşındaki teyzesi 15 yıldır multiple sclerosis (MS) hastalığından muztaripti ve son 6 yıldır da tekerlekli sandalyeye bağlanmıştı. Bu 6 yıl boyunca ayaklarını hareket dahi ettiremiyordu. Yatağına veya arabasına otururken yardım gerekiyordu. Tamamen içine kapanmıştı. Kombuçayı beş ay içtikten sonra insanlara cevap vermeğe ve senelerdir ilk defa gülmeğe başladı. Şimdi kendi kendine yardımsız oturabiliyor, ayaklarını kaldırabiliyor ve küçük bir pedal bisikletinde ayaklarına egzersiz yaptırıyor.

Larry, Deborah’ın bir diğer arkadaşı. 37 yaşında ve uzun yıllardan beri akut astımı var. Senede en az iki kez ciddî kriz geçirmekte ve hastaneye yatmakta. Nefes alamadığı pek çok zaman öldüğü sanıldı. Bu sebeple hâlâ ailesiyle beraber aynı evde oturuyor. Teni çok açık gri, gözleri her zaman sarıydı. İksiri bir sene boyunca içince teni pembeleşti, gözleri aklaştı ve parladı. Sempatik bir kişi hâline geldi ve hattâ egzersizlere başladı. Astım krizleri gene geliyor ama, hastaneye yatmadan geçiyor. Bu son senede daha da iyileşeceğini zannediyoruz.

Deborah’ın en iyi arkadaşının annesi 69 yaşındaydı. Deborah’ın onu tanıdığı 11 senedir vücudu orantısızdır. İnce ayakları ve küçük kalçaları, fakat kocaman bir karnı vardı. Kabızlık ve gaz sıkıntısı çekerdi. Deborah ona iki hafta Kombuçay içirince karnı 12 cm inceldi ve hâlâ da öyle…

New Mexico’dan Betty ve kocası Kombuçay içeli beri çok daha enerjik olduklarını söylüyorlar. Betty’nin ‘kronik yorgunluk sendomu’ ve Candida hastalıkları vardı. Boynunda ve başındaki ağrılar oldukça azaldı. Çevre kirliliğine bağlı alerjilerinden daha az etkileniyor şimdi. Eşinin de enerjisi arttı ve mafsal romatizması ağrıları azaldı. Bağırsak problemleri vardı, onlar da düzeldi.

Reed Curly (85), Flora (78), Mesa, Arizona’da yaşıyorlar. Curly’nin cilt kanseri var. Kombuçay’ı sadece bir ay içtikten sonra burnundaki iki tümör yok olmuş. Dudaklarındaki tümör (ki pek çok kez yakılmış ama yine de çok büyümüştü) toplu iğne başı büyüklüğüne kadar küçüldü. Flora mafsal romatizması (artrit) ağrılarının geçtiğini söylüyordu. Böbrek sorunu da vardı ve küçük tuvaletini zorlukla yapıyordu. Bu problem de yok oldu. Son olarak doktora gittiğinde tansiyonunun normalleştiğini öğrendi. Uzun yıllardır tansiyon ilâcı alıyordu. Ve her zaman yorgun olan Flora şimdi çok enerjik olduğunu söylüyor. Sadece bir ay Kombuçay içtiklerini düşünürsek, onların vakası daha da ilginç değil mi?..



Long Beach-California’dan Joseph’e 1985’de AIDS teşhisi kondu. Uzun süredir AIDS’le mücadele eden ve bizi en iyi kanıtlayan kişi odur: ‘1993’ün çoğunu yatakta geçirdim, banyoya kadar bile yürüteçsiz gidemiyordum’.

1990’da (PCP) pnemoeytis carini pneumonia’ya yakalanınca tehlikeli enfeksiyonlar da artmaya başladı. Bunlar, menenjit, ensefalit, pankreatit ve erken bunama (dementia) komplikasyonlarıydı:

‘Öyle bir his içindeyim ki, faturalarımı ödeyemiyordum. Her an yorgunluk, hastalık ve ağır zehirlenmişlik hissi vardı. Her gün sabah kalktığımda da akşam yattığımda bu halsizliği üzerimden atamıyordum.’

Joseph bana ve Deborah’a, ‘uyanmamak için dua ettiğini ve yaşamın hiçbir değeri kalmadığını’ söylerdi. Kombuçay içmeğe başladı. İçtiği ilk gün, kusmalarının da sonu oldu. Aslında bu kusmalar her zaman olmaktaydı ve yediği hiçbir şey midesinde durmuyordu. 130 kilodan 85 kiloya düşmüştü. Çayı bir hafta sürekli içince: ‘Dördüncü günümde uyandığımda, dualarım kabûl oldu, öldüm ve cennete gittim sandım, böylece hiçbir ağrım ve mide bulantım kalmamıştı’ dedi. Sonunda yatağından çıktığını ve koşuya gittiğini söyledi. İşin ilginç yanı, değişikliğe sebep olacak hiçbir ilâç almamıştı, sadece Kombuçay içiyordu.

Daha sonra Joseph’in ‘Nizoral’ denilen ve ‘thrush’ pamukçuk hastalığına iyi gelen ilâca devam etmesine gerek kalmadı. Bu da Kombuçay’ı on hafta içtikten sonra gerçekleşti. O zamandan beri Avrupa’ya seyahat etti (tabii Kombuçay’ını da yanında götürdü). Şimdi hergün egzersiz yapabiliyor ve günde 3-5 mil (8-10 km) bisiklete biniyor. Joseph günde 360 gr çay içiyor. P 24 sayısı 3600’den 300’e düştü. Kilosu tekrar 120’ye çıktı ve yine tam gün çalışıyor. Bizim diğer mûcizevî kanıtlarımız gibi, Joseph de bizim iyileştirme ağımızın bir parçası olarak çalışmayı teklif etti.

Rahibe Anastasia Peterson 78 yaşında. Benim pek sevdiğim ve Meksika’da beraber çalıştığımız bir arkadaşımdır. 50 yıldan beri ayak bilekleri şiştir. ‘Hongo Chino’yu bir yıl içtikten sonra ayak bilekleri inceldi. İnsanlar merak edip sorduklarında o da Kombuçay’dan bahsetti. Pek çok kişi onunla birlikte Kombuçay içmeğe başladı. Kendilerini ‘insan iyileştirmeye’ adamış rahibeler Kombuçay istemeğe başladılar. Şimdi, San Blas, Aticama, Guadalajara, Mexico City, San Lois Potosi ve Michoacan-Mexico’daki rahibelerde Kombuçay var. Kendilerini sağlıklı tutan, hastalıklarını iyileştiren Kombuçay’ı seviyorlar. Ve iyileşenler, etrafındakileri de iyileştirmekten mutlu oluyorlar.

Redonda Beach’den Mattie, 1,5 ay Kombuçay içtikten sonra egzersiz yapacak kadar çok enerjisi olduğunu (ki daha önce yoktu), görme kabiliyetinin arttığını ve daha iyi uyuduğunu söylüyor. Gecede 6-7 defa tuvalete kalkarken şimdi deliksiz uyuyor. Uykuya varma problemi de kalmadı. Halbuki kendini bildi bileli, vücudunu rahatlatıp uykuya geçmesi saatler alırdı. Ya kitap okur, ya TV seyreder, ya da bir bardak süt içerdi. Şimdi ise ‘sırtım yatağa değer değmez, bir dakikadan daha az bir sürede uyuyorum’ diyor. Ayrıca, ‘gece veya sabah erken uyandığımda tekrar uyumam mümkün değildi. Şimdiyse nihayet yıllardır ilk defa deliksiz uyku uyuyorum…’ diye ekliyor.

Mattie’nin sabahları ve günün değişik saatlerinde ayaklarına kramp giriyordu. Bu da tamamen geçti. Mafsal romatizması vardı ve kışın çok ıztırap çekiyordu. Eklem yerleri kaskatıydı, boynu, elleri-kolları ve bilekleri hep ağrırdı. Oysa bu yıl en rutûbetli kış olmasına rağmen onun hiç ağrısı yoktu. Mattie’nin her yıkamada saçları da çok dökülüyordu ve kel olacağından korkuyordu. Çayı içmeye başladığından beri, her yıkandığında sadece bir-iki tel saçın dökülmüş olduğunu görüyor. Hattâ kilo vermek için gayret sarf etmediği hâlde beli bir inç (3,5 cm) inceldi. Mattie günde 200-400 ml çay içiyor. Mattie’nin kız kardeşi, doğduğu yer olan Filipinler’den Kombuçay’ı yirmi yıl öncesinden hatırlıyor. Kocasının ailesi ona ‘Kargasok’ diyorlar.

Mattie kendisine karşılıksız verilen ve çok güzel şeyler yapan bu çayla başkalarına yardım etmeyi teklif etti. Mattie ile daha yeni görüştük. Saçının eski parlaklığını ve şeklini aldığını, doğal dalgasına kavuştuğunu söyledi. Uzun yıllar gözlerinin kuru ve kaşıntılı olduğunu, bunun da araba kullanmayı çok zorlaştırdığını anlattı. Salline Solution’u doğal gözyaşı yapması için senelerce kullandı ama, şimdi gözleri normal nemine döndü ve damlayı kullanmasına gerek kalmadı.

Laura, Kombuçay alınca bizi aradı. Görme yetisiyle problemi vardı. Doktoru multiple sclerosis veya optik neuritis neticesi olduğunu düşünüyordu. Beyin MR’ı çekilmiş ve bu izlere rastlanmıştı. Doktorlar Laura’nın hastalığına tam bir teşhis koyamamışlardı ama, yüklü bir kortizon tedavisine başlamak istiyorlardı. Laura bu reçete tedavisini, sadece bulgulara dayandığı için reddediyordu. Hastalığının ne olduğunu bilmemesi kötüydü. Görüşü sislendi. ‘Buharlı bir aynada tarifi imkânsız resimler görmek gibi’ diye tarih ediyordu. Işığı algılaması da kötüydü: ‘Evimdeydim. İyi aydınlatılmıştı ama alaca karanlıktı’…

Gittikçe kötüleşiyor ve başı saman gibi oluyordu. Bir cuma günü arkadaşıyla yemekteyken başı öylesine döndü ki acele eve gitti, ertesi gün de Kombuçay içmeğe başladı. O cumartesi başı düzeldi. Pazar günü daha çok ışık gördü. Pazartesi günü ise kendini araba kullanacak kadar iyi hissediyordu. Sol tarafında beliren felçimsi durum da yoktu. ‘Başladığımdan on kat daha enerji doluyum’ diyor ve kalçalarının üzerindeki selülitlerin de yok olduğunu ekliyordu.

Laura iş yerinde arkadaşlarına iyileşmesindeki gelişmeleri anlatırken, birisi ona bir arkadaşının ağır Prozac tedavisinde olduğunu ve hızla kötüye gittiğini söyledi. Ona da Kombuçay içirmeğe başladılar. Üç hafta sonra hasta kendini daha iyi hissediyordu. Prozac dozunu düşürmeğe başladı, beş hafta sonra tamamen kesti ve eski normal hâline döndü.

Not : Laura her sabah 1 su bardağı (200 - 400 gr.), akşam da 1-2 bardak Kombuçay içmekteydi.

Dr. Alvaro Artigas, bir akupunktur mütehassısıdır ve benim Kombuçay’ı verdiğim ilk kişilerdendir. Önce kendinde denedi. Daha iyi görünüyor, kilo vermiş ve sağlığında gelişen genel bir iyilik hissediyor. Şimdiki muayenehanesinde yıllardır bunu kullanıyor. Meksika’da Kombuçay’a ‘Hongo Chino’ denir ve kanserli, romatizmalı, şekerli, kilolu, bağırsak ve mide problemli, boğazı hasta, üşütmüş, grip olmuş hastalarına bu içeceği veriyor.

Meksika’da eczacı olan Jose Saundoval eklem romatizması ağrılarından kurtulmak için Kombuçay içti. İkinci haftada beklenmedik başka bir sürpriz ortaya çıktı. Uzun süredir muztarip olduğu sinüziti iyileşti. Yıllardır nefes olama zorluğu çekiyordu. Burnundaki kanallar tıkalıydı, bu yüzden çok zor uyurdu. Neticeden çok memnun!..

Gregoria Petino, San Blas-Meksika’dan; bir aydan beri ayağında uyuşma vardı ve üzülüyordu. Bana danıştı. Ona ‘Hongo Chino’dan bahsettim. Bir hafta içinde ayağı düzeldi ve istenmeyen kilolardan kurtuldu.

Aptos-California’dan bir arkadaşım Kathi (41), ateş basmalarından ve ruhsal durumunun bozukluğundan şikâyetlerle bana geldi. Ona Kombuçay verdim. Bir haftada kendisini çok iyi hissetmeğe başladı ve belirtiler yok oldu.

Arizona’dan Cheryl yazıyor: ‘Kombuçay içtiğimden beri bir çok gelişmeyi fark ettim. Sindirim sistemim ve midem her zaman çok hassastır. Kombuçay’la sindirim sistemim düzene girdi. Mide kramplarım çok ender düzeye indi. Omuzlarımda ve dirseğimdeki ağrılar geçti. 48 yaşındayım ve menopoz dönemine girmiştim. Ateş basmaları gerçek bir problem olmaya başladı. Östrojen almak için doktoruma gitmeğe karar vermiştim ki, Kombuçay’la beraber ateş basmaları ve terlemeler bitti.’

Arizona’dan Barbara ve Ross Gleiz’in mafsal romatizmaları iki ay içinde önemli ölçüde azaldı. Günde iki kez 250 gr’lık bardaklarla Kombuçay içiyorlar. Barbara sabah ilk iş olarak portakal suyu karıştırıp, diğer bardağı ise günün ileri saatlerinde sade olarak içiyor. Ross’un yirmi yıl önce geçirdiği trafik kazasından kalma ülseri var, midesinin üçte biri alınmış. O, Kombuçay’ı daha geç saatte bir şeyler yedikten sonra sade içmeyi tercih ediyor. Ross’un tekrarlayan ülser kanamaları vardı ve devamlı tedavi görüyordu. Şimdi, Kombuçay’ın mide durumunu düzelttiğini, ülser ilâçlarına gerek kalmadığını, belki tamamen iyileştiğini, ama yine de hassa bir midesi olduğunu söylüyor. Düzensiz tuvalet ihtiyaçlarının da, doğru miktarda çay içmeğe başladıktan sonra düzene girdiğini belirtiyor. Barbara aynı zamanda herpes virüsünün yok olduğunu, üç yıldır Kombuçay içmekle grip ve nezle olmadıklarını söylüyor. Ross’un yetmiş yaşındaki annesinin de ağrılı mafsal romatizması geçmiş ve saçları koyulaşmış.

California-Long Beach’den Lin bir yıldan beri Kombuçay içmektedir ve saçındaki değişim inanılması güç bir gerçek. ‘Saçım kuru, kırık ve sertti. Ne yaparsam yapayım omuzlarımdan aşağı uzamıyordu’ diyor. ‘Şimdi ise mısır püskülü gibi hızlı uzamakla kalmıyor, aynı zamanda parlak ve sağlıklı!’ Lin, Kombuçay’ı arkadaş ve akrabalarından kırk kişiye dağıtmış. Lin, detoks (vücuttan zehirli atıkların atılması) sırasındaki ağız kokusu yüzünden neredeyse Kombuçay’dan vazgeçmek üzereydi. Sigara içtiği sürece detoks bitmeyecek gibiydi. Sigarayı bırakınca, rahatsız edici detoks belirtileri yok oldu. Şimdi Lin de Kombuçay ağının bir parçası...

Jessica Rialto, California’dan: ‘Hastaydım ve çok ilâç alıyordum. Damar tıkanıklığına bağlı kalp hastasıydım, şekerim vardı, fazla kiloluydum, hipotiroid ve yüksek tansiyondan şikâyetçiydim. Kombuçay içmeğe başladığımın ertesi günü vücudumdaki değişikliği fark ettim. Daha önce olmadığım kadar enerjiktim. Romatizma ağrılarım geçti. Bel ağrısından iki büklümdüm. Şimdi ağrısız doğrulabiliyorum. Tıkanmadan uzun yol yürüyorum. İdrar kesemdeki fibro tümörlerden dolayı vajinal kanamam vardı, üç günde kanama durdu. 57 yaşındayım ama, kendimi 27 yaşında gibi hissediyorum.’
__________________


=======ஜ۩۞۩ஜ=======
◄█▓░GIDA TEKNİKERİ░▓█►
=======ஜ۩۞۩ஜ=======
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ


“Hayat boyu başarılarınızın bir zeytin ağacı kadar köklü ve sağlam,
Mutluluklarınızın yeni filizlenen yemyeşil bir zeytin dalı gibi sürekli,
Yaşamınızın zeytinyağı ile daha sağlıklı ve güzel olması dileğiyle...”

DENETİMSİZ GIDAYA HAYIR
Oktay SARI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Bu mesajdan alıntı yap
Alt 08-2009   #3
S Moderator
 
Gülsel ŞEN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22-05-2008
Yaş: 41
Mesajlar: 1.128
Tecrübe Puanı: 81
Gülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond reputeGülsel ŞEN has a reputation beyond repute


Standart

çoookkkk seneler önce içmiştim bu çaydan tadına bakmak için hoş bir tadı var...hattta eğer üretmekten vazgeçerseniz bu çayı mayasını toprağa gömmek gerekiyormuş diye de ilginç bir alt yazı anlaılmıştı...
__________________
Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
Mevlana
Gülsel ŞEN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Bu mesajdan alıntı yap
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Şu anda saat : 04:32 AM.