Sponsorlu Bağlantılar

Et Ve Et ürünlerinde Oksidasyon Mekanizması Ve Antioksidanların Kullanımı

Et ürünlerinde Kullanılan Katkı Maddeleri kategorisinde açılmış olan Et Ve Et ürünlerinde Oksidasyon Mekanizması Ve Antioksidanların Kullanımı konusu , ...


Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 03-2009   #1
S Moderator
 
Oktay SARI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27-07-2008
Mesajlar: 702
Tecrübe Puanı: 19
Oktay SARI will become famous soon enough


Post Et Ve Et ürünlerinde Oksidasyon Mekanizması Ve Antioksidanların Kullanımı

Sponsorlu Bağlantılar
Ar. Gör. Haluk Ergezer-Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu / Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü




Özet

Tüm gıda maddelerinde olduğu gibi et ve et ürünlerinde de kalite ve kabul edilebilirliğini sınırlayan en önemli faktörlerin başında da raf ömrü gelmektedir. Et pek çok nedenden ötürü sınırlı raf ömrüne sahiptir. Etin raf ömrünü sınırlayan en önemli değişimlerden birisi de oksidasyondur. Oksdidasyon sonucu üründe arzu edilmeyen renk, lezzet ve koku bileşenleri ile potansiyel toksik bileşikler de ortaya çıkar. Lipid içeren gıdalarda ortaya çıkan oksidasyon, antioksidantlar yardımıyla geciktirilebilir veya yavaşlatılabilir. Et ve et ürünlerinde de kullanılan sentetik antioksidanların yerini bazı sakıncalar nedeniyle hızla doğal antioksidan katkılar almaktadır. Meyve sebze atıkları içerdikleri polifenolik bileşikler nedeniyle doğal antioksidan eldesi için çok iyi birer kaynaktırlar. Bu derlemede et ve et ürünlerinde meydana gelen oksidatif değişimler ve oksidasyonu önleyici olarak kullanılan antioksidanlar hakkında kısaca bilgi verilmiştir.

Giriş

Gıdaların tüketiciler tarafından tercihi gıdanın tazeliği, doğallığı, besleyici değeri gibi faktörlerden önemli oranda etkilenmektedir. Et ve et ürünleri sahip oldukları yüksek besleyici değer, doyuruculuk ve lezzet nedeniyle yukarıda sayılan gereksinimleri büyük ölçüde karşılamaktadır. Ancak bu ürünlerin kalite ve kabul edilebilirliğini sınırlayan en önemli faktörlerin başında da raf ömrü gelmektedir. Et pek çok nedenden ötürü (mikroorganizmalar için uygun bir besiyeri, uygun pH, yüksek su aktivitesi, doymamış yağ asidi içeriği v.b) sınırlı raf ömrüne sahiptir. Etin raf ömrünü sınırlayan en önemli değişimlerden birisi de oksidasyondur. Oksdidasyon büyük ölçüde lipidlerde meydana gelmekle birlikte lipid oksidasyonu sonucu oluşan ürünler veya diğer bazı katalitik reaksiyonlar sonucu proteinlerde de oksidasyon gerçekleşmektedir. Lipidlerden, fosfolipidler ve doymamış yağ asitleri oksidasyona neden olurken, proetinlerde de özellikle kükürt içeren sistein ve metionin gibi aminoasitler protein oksidasyonuna oldukça yatkındırlar. Lipid oksdidasyonu sonucu üründe arzu edilmeyen renk, lezzet ve koku bileşenleri ile potansiyel toksik bileşikler de ortaya çıkar. Protein oksidasyonu sonucu ise renkte, tekstürde, protein çözünürlüğü ve fonksiyonelliğinde de bazı kayıplar meydana gelmektedir (Estevez ve ark., 2007).

Lipid oksidasyonu

Et ve et ürünlerinde ortaya çıkan lipid oksidasyonu üç değişik aşamada incelenebilir. İlk aşamada canlı hayvanda ortaya çıkan reaktif oksijen türleri ve buna karşı oluşturulan antioksidan mekanizma, ikinci aşamada kesimden hemen sonra ortaya çıkan oksidatif değişim, üçüncü aşamada ise etin, işlenmesi, depolanması ve pişirilmesi sırasında meydana gelen oksidasyon sözkonusudur (Morrisey ve ark., 1998).

Normal fizyolojik koşullar altında iç ve dış etmenler nedeniyle hücreler sürekli değişen bir etkileşime maruz kalırlar. Bu etkileşimlerden birisi olan indirgenmiş oksijen türevleri, diğer adıyla da reaktif oksijen türleri (ROT) başı çekmektedir. ROT bir veya daha fazla eşlenmemiş elektrona sahip serbest radikaller olup kısa bir süre için hücre ile etkileşimde bulunurlar. Bu türler içerisinde en önemlileri; biyolojik sistemlerde en riskli olan oksidan olan hidroksi radikali (HO.), süperoksit anyon radikali (O2-.), oksijen merkezli radikal organik bileşikler (peroksil, ROO. ve alkosil, RO) dir (Hyun ve Min, 2008).

Ayrıca hidrojen peroksit(H2O2), hipoklorik asit (HOCl) ve hidroperoksit gibi bileşenler de ROT içerir, ancak bunlar serbest radikaller içermezler. ROT hücre içerisinde farklı yollarla üretilir. Oksijenli solunum sırasında mitokondriler moleküler oksijeni tüketirken çok düşük düzeyde de olsa O2-., H2O2, HO üretirler. Diğer yandan fagositler O2-., H2O2, HOCl gibi reaktif oksijen türlerini bakteri ve virüsleri inaktive etmek için üretir. ROT lipidleri, proteinleri, nükleik asitleri ve diğer bazı makromolekülleri okside ederek hücre ölümüne ve doku yıpranmalarına neden olmaktadır (Morrisey ve ark., 1998). Lipid oksidasyonunda ilk basamak yağ asidindeki en zayıf karbon-hidrojen bağından bir hidrojenin ayrılmasıyla başlar (RH). Bu safhaya başlangıç denir ve hidrojen ayrılmış yağ asidi HO tarafından veya demir-oksijen bileşikleri ile katalizlenebilir.

RH+ HO._ R. + H2O

Oluşan yağ asidi radikali (R.) hızla oksijen ile reaksiyona girer ve peroksit radikali (ROO. ) oluşturur.

R. + O2 _ ROO.

Peroksit radikalleri yağ asidi radikalinden veya yağ asidinin kendisinden çok daha okside edici özelliğe sahip olup çok hızlı bir şekilde diğer doymamış yağ asitlerini de okside edebilme yeteneğine sahiptir.

ROO. +RH _ ROOH + R.

Lipid hidroperoksidleri (ROOH) oksidasyonun yayılma safhasında ortaya çıkar ve bunlar hem oksidasyon ürünleridir hem de demir ve bakır gibi ****llerle reaksiyona girerek peroksit radikalleri (ROO. ) ve alkosil radikalleri (RO.) oluşturabilirler.

Fe+2 + ROOH _ Fe+3 + RO. + OH- (Hızlı)

Fe+3 + ROOH _ ROO. + Fe+2 +H+ (Yavaş)

Hem peroksit radikali (ROO. ), hem de alkosil radikali (RO.) daha ileri reaksiyonlara girerek alkil radikalleri (R'CH2.) ve aldehit grupları (R''CHO) oluşturabilirler.

ROO. +RH _ ROOH + R. ya da

RO. +RH _ ROH + R.

RO. _ R'CH2. + R''CHO

Alkil radikalleri de, daha ileri düzeyde zincir reaksiyonlara girerek etan, pentan gibi bileşikler aldehitler de hekzanal, malondialdehit gibi son oksidasyon ürünü bileşikleri oluştururlar(Erickson, 2008).

Canlı hayvanlarda ROT'lerine karşı pek çok enzim (süperoksit dismutaz, katalaz vb), proteinler (transferin, laktoferrin vb) ve karnosin gibi dipeptidler oksidasyona karşı koruyucu etki gösterirler. Kesimi takiben öncelikle canlı sistemdeki oksidasyon önleyici bileşenlerin etkisi sona erer ve hücre membranlarındaki doymamış yağ asidi içeriği yüksek, fosfolipid fraksiyonu okside olmaya başlar. Kasın ete dönüşümü ile birlikte de özellikle hemoglobin ve myoglobinden demirin serbest kalmasıyla demir, aminoasit, nükleotit ve fosfatlarla şelat oluşturarak lipid oksidasyonunu katalizler. Ayrıca doğrudan da lipid oksidasyonunu katalizler(Morrisey ve ark., 1998).

İskelet kaslarının oksidatif stabilitesi hayvandan hayvana farklılık gösterir. Genel bir kabul olarak yüksek yağ içeriğine sahip etler oksidasyona daha yatkındır. Etin yağ içeriğinin yanısıra bileşiminde %1 dolayında da fosfolipid bulunur. Fosfolipidler lipid oksidasyonunun ilk substratlarındandır ve trigliseridlerden 100 kat daha fazla yüzey alanına sahiptir ve ayrıca fosfolipidlerde yağ asitlerinin doymamışlığı daha yüksektir. Ette lipid oksidasyonuna sebep olan en hassas bileşenler sırasıyla fosfolipidler, serbest yağ asitleri ve doymamış yağ asidi içeriği yüksek olan trigliseridlerdir (Decker ve ark., 2005).

Protein oksidasyonu

Hidroperoksitler gibi birincil ve aldehitler gibi ikincil lipid oksidasyon ürünleri kas proteinlerini okside etme yeteneğine sahiptirler. Buna ilaveten OH, O2 ve ROO gibi reaktif oksijen türleri ve demir bakır gibi ****l katyonları da başlı başına aminoasitlerden hidrojen ayırma yeteneğine sahiptirler ve böylece protein radikalleri oluşumuna öncülük ederler. Özellikle kükürt içeren sistein ve metionin gibi aminoasitler protein oksidayonuna oldukça yatkındırlar(Xiong, 2000).

Çalışmalar protein oksidasyonunun lipid oksidasyonuna benzer şekilde serbest radikal zincir reaksiyonları şeklinde geliştiğini göstermektedir. Protein molekülünden bir hidrojen atomunun ayrılmasıyla birlikte karbon merkezli bir radikal protein oluşmaktadır (P.). oksijen varlığında bu radikal protein peroksil radikale (POO.) dönüşmekte ve son olarak başka bir molekülden bir hidrojen atomunun alınmasıyla da alkil peroksitler oluşmaktadır (POOH). HO2 varlığında daha sonraki reaksiyonlarla da son ürün olarak alkosil radikaller (PO.) ve olan hidroksil radikaller (POH) oluşmaktadır (Estevez ve ark., 2009).

Kas proteinlerinin okside olmasıyla aminoasit zincirleri de değişime uğramaktadır. Bu değişimler içerisinde kükürtlü aminoasitlerden sülfidril gruplarının uzaklaşması ve bir aminoasidin bir diğerine dönüşümü örnek gösterilebilir. Bundan başka arjinin, lisin, prolin ve treonin gibi aminoasitlerin okside olmasıyla deaminasyon reaksiyonları sonucu serbest karbonil grupları açığa çıkmaktadır.

Protein oksidasyonu sonucu diğer önemli bir oluşum da kovalent ve nonkovalent bağlanma sonucu kümelenme oluşumlarıdır. Nonkovalent kümelenmeler hidrojen bağlarıyla gelişerek proteinler ve okside lipidler arasında kompleks oluşumuna neden olurlar. Kovalent kümelenmeler ise iki aminoasid arasında gelişmekte ve protein içi ve protein arası çapraz bağların oluşumuna neden olmaktadır.

Kovalent kümelenmeler için değişik mekanizmalar söz konusudur.

-İki karbon merkezli protein radikalinin direkt olarak birbirine bağlanması.

-Sistein sülfidril gruplarının okside olarak disülfit bağlarını oluşturması.

-2 okside tirosinin reaksiyona girerek bitirosin oluşturması.

-Lisindeki aldehit grubu ile amino grubu arasındaki reaksiyon sonucu aynı veya farklı proteinde kümeleşmesi.

-2 lisin molekülünden 2 amino grubunun bir dialdehit (malondialdehit) ile reaksiyonu sonucu kümelenme.

Yapılan çalışmalar miyofibriler proteinlerde disülfid bağlanma ve bitirosin oluşumu ile kümelenmenin meydana geldiğini ve bu oluşumların prooksidant etkiye sahip olduğunu göstermiştir.

Protein oksidasyonu pH, sıcaklık, su aktivitesi ve ortamda bulunan katalist ve inhibitör maddeler gibi çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Buna ilaveten proteinlerin 3 boyutlu yapıları ve aminoasit kompozisyonları oksidasyona karşı eğilimlerini etkilemektedir (Stadtman ve Levine, 2003).

Antioksidanlar

Lipid içeren gıdalarda ortaya çıkan oksidasyon, antioksidantlar yardımıyla geciktirilebilir veya yavaşlatılabilir. Antioksidanlar gıdaların bileşiminde doğal olarak bulunabildikleri gibi dışarıdan da ilave edilebilir. Genel olarak antioksidanlar ilave edildikleri gıdanın kalitesini arttırmaz ancak kalitenin korunmasına yardımcı olarak raf ömrünü uzatırlar. Gıdada kullanılacak antioksidanların ucuz, düşük konsantrasyonlarda etkili, stabil, renk, tat ve kokusu minimum olmalı, toksik olmamalıdır. Hangi antioksidanın kullanılacağı gıdanın çeşidine ve yasal düzenlemelere göre belirlenmelidir (Giese, 1996).

Antioksidanlar etki mekanizmalarına göre birincil ve ikincil olmak üzere iki temel sınıfa ayrılırlar. Bazı antioksidanlar tek yönlü etki gösterdiği gibi bazıları ise kompleks etki mekanizmalarına sahiptirler.

Birincil antioksidanlar (BA) ya da diğer adıyla zincir kırıcılar, serbest radikal tutucuları (süpürücü) olup oksidasyonun başlangıç safhasını geciktirir veya durdururlar. Ayrıca yayılma safhasını kesintiye uğratırlar. BA'lar lipid veya peroksit radikalleriyle reaksiyona girerek bunları radikal olmayan daha stabil bileşiklere dönüştürürler. BA'lar lipid radikallerine bir H atomu vererek onları stabil olan ve okside olmayan lipid türevlerine ve antioksidan radikallerine (A.) dönüştürürler. BA'lar (AH) lipid radikalinden daha çok peroksit radikallerine ilgi gösterirler. Peroksit radikalleri de oksidasyonun yayılma safhasında ortaya çıkarlar.

ROO. + AH _ ROOH + A.

RO. + AH _ ROH + A.

R. + AH _ RH + A.

Hidrojenini vererek antioksidan radikali oluşturan antioksidan, lipidlerle reaksiyon yeteneğini neredeyse kaybeder ve böylece yayılma safhası yavaşlamış olur. Ardından antioksidan radikali, bulunduğu fenol halkası üzerinde eşlenmemiş elektronunu değişerek stabil olan hibrid bir forma dönüşür. Bu bileşik diğer antioksidan radikallerle (1), peroksit (2) veya alkolsil (3) radikallerle birleşir ve dimerleri oluşturarak radikal özelliğini kaybeder ve oksidasyonun bitiş aşamasında da yer alır. Radikal özelliğini kaybeden antioksidan bu durumunu koruduğu sürece de lipidlerden radikal oluşumunu etkin şekilde engeller.

ROO. + A. _ ROOA (1)

RO. + A. _ ROA (2)

A. + A. _ AA (3)

Oksidasyonun başlangıç safhasının gerçekleşebilmesi için bir alışma safhası gereklidir, bu safhada ortamda bulunan antioksidanlar kullanılmakta serbest antioksidan radikalleri oluşmaktadır. Özellikle başlangıç veya alışma safhasında ortama ilave edilen antioksidanlar oksidasyonu engellemekte oldukça etkin olup yayılma safhasının gerçekleşmemesini sağlarlar. Radikal tutucu özelliğinin yanı sıra BA'lar hidroperoksitleri hidroksi bileşiklere de indirgeyebilirler.

BA'lar bir veya daha fazla hidroksil içeren fenol halkalarından oluşur. En yaygın BA'lar BHA (Bütillenmiş hidroksianisol), BHT (bütillenmiş hidroksitoluen), PG (propil gallat) gibi sentetik antioksidanlardır, ayrıca tokoferoller gibi bazı doğal antioksidanlarda gıdalarda yaygın olarak kullanılırlar. İkincil antioksidanlar (önleyici) etkilerini değişik mekanizmalarla gösterirler. Bu grup oksidasyonu yavaşlatır ancak serbest radikalleri stabil ürünlere dönüştürme yetenekleri yoktur. Etkin mekanizmalar içerisinde;

Prooksidan etkili demir bakır gibi ****llerle şelat oluşturup onları deaktive ederler.

Birincil antioksidanlara H takviyesinde bulunurlar.

Hidroperoksitlerin yapısını bozarak radikal olmayan formlarına dönüştürürler.

Singlet oksijeni deaktive ederler.

Ultraviole radyasyonu absorbe ederler.

Oksijen tutucudurlar.

İkincil antioksidanlar sinerjist etki gösterirler, BA'ların antioksidan etkilerini güçlendirici etki yaparlar. Sitrik asit, askorbik asit, lesitin ve tartarik asit iyi birer ikincil antioksidandır (Reische ve ark., 2008).

Doğal Antioksidan Kaynakları

Son yıllarda tüketiciler işlenmiş gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin doğal katkılarla yer değiştirmiş olmasına önem vermektedir. Bu nedenle et ve et ürünlerinde de kullanılan sentetik antioksidanların yerini hızla doğal antioksidan katkılar almaktadır. Ancak kullanılacak doğal antioksidanların sahip olması gereken bazı özellikleri vardır.

Yağ ve su içeren emülsiyon sistemlerde kolayca çözünmelidir.

İlave edildikleri gıdada yabancı tat ve kokuya neden olmamalıdır.

Güvenlik testlerinden geçmiş olmalıdır. Çünkü her doğal antioksidan tamamen güvenli sayılmaz aksine bazıları toksik olabilir.

Pek çok bitkisel kaynak çok değişik karakterde ve miktarda doğal antioksidanları içerirler. Bu antioksidanların önemli bir kısmı polifenol karakterdedir. Meyvelerden: Üzümsü meyveler, kiraz türleri, narenciyeler, kivi, erik türleri ve zeytin önemli oranda antioksidan içerirler. Sebzelerden patates, domates, ıspanak, baklagiller, biber, soğan, sarımsak antioksidan içerikleri ile ön plana çıkmaktadırlar. Ayrıca siyah ve yeşil çay, baharatlar, yağlı tohumlar da potansiyel antioksidanlar olarak kullanılabilir. Bitkisel kaynakların yanı sıra karnosin, kabuklu deniz ürünleri atıkları, bazı protein hidrolizatları da potansiyel antioksidanlar olarak görülmektedir (Moure ve ark., 2001).

Et ve Et Ürünlerinde Doğal Antioksidanların Kullanımı

Et teknolojisi açısından çok geniş bir yelpazede doğal antioksidan kullanımı söz konusudur. Canlı hayvanda oksidatif streste pek çok antioksidan görev almaktadır. Ancak kesimle birlikte kaslarda bulunan antioksidanlar kısa sürede tükenerek ileriki safhalarda et oksidasyona karşı savunmasız kalmaktadır. Bu sebeple pek çok araştırıcı gerek yem rasyonlarını takviye etmek gerekse kesim sonrası ete dışardan ilave etmek suretiyle antioksidanları kullanarak oksidayona karşı etkin önlem alma yollarını tartışmaktadır. Bu bağlamda et teknolojisi açısından üzerinde önemle durulan antioksidanlar aynı zamanda ette doğal olarakda bulunan tokoferoller üzerine yoğunlaşmaktadır. Tokoferoller içerisinde en önemli ve etkilisi de alfa tokoferoldür. _ tokoferol yağda çözünen birincil antioksidanlardan olup, H vericisi olarak görev alır ve peroksi radikal oluşumunu engeller (Georgantelis ve ark., 2007). Tokoferollerle ilgili araştırmalar daha çok yem rasyonlarına ilave etme üzerine yoğunlaşmıştır. Yeme ilave edilen tokoferol ete ilave edilenden daha etkili bulunmuştur. Tokoferol şayet ete ilave edilecekse miktarı fazla tutulmalı aksi takdirde beklenen etki gözlenmemektedir.

Çalışılan bir diğer antioksidan da askorbik asittir. Askorbik asidin ette iz miktarda bulunması nedeniyle mutlaka dışarıdan ilave edilmesi gerekir (Reische ve ark., 2008). Yeme veya suya ilave edilen askorbik asit çok hızlı bir şekilde vücut tarafından kullanıldığı için besleme ile askorbik asit etkinlik gösteremez. Askorbik asit oksijen tutucu, serbest radikal tutucu, demir bağlayıcı ve oksdide tokoferolü rejenere edici yönde etki yapar. Kullanılacak doz çok önemlidir. Az kullanımı prooksidan etkiye neden olabilir (Cort,1982 ). Çalışılan bir diğer grup ise karatenoidlerdir. Bu grupta yağda çözünür ve tokoferollere benzer şekilde görev alırlar. Ancak bu grubunda özellikle yüksek oksijen konsantrasyonlu ortamlarda prooksidan etkisi bulunmaktadır(Reische ve ark., 2008).

Son yıllarda üzerinde ağırlıkla durulan antioksidan grubundan biri de flavonoidler ve fenolik asitlerdir. Bu amaçla pek çok bitkisel kaynak ete doğrudan veya ekstraktları şeklinde ilave edilmektedir. Bitkilerden 4000'in üzerinde flavonoid izole edilmiş olup temelde bunlar 6 alt sınıfta incelenmektedir: flavonlar, flavononlar, izoflavononlar, flavonoller, flavanoller ve antosiyoninler. Fenolik asitler flavonoid grupları içinde yer almakla birlikte flavonoid biyosentezinde öncü madde olarak görev almaktadırlar. Fenolik asitler hidroksisinamik ve hidroksibenzoik asitlerden oluşmaktadır. Oksidasyonun önlenmesinde en temel görevleri serbest radikalleri tutmaları ve ****llerle şelat oluşturma yetenekleridir. Etki düzeyleri, ete ilave edilme oranları, oksidasyonun hangi aşamasında ilave edildikleri, kas tipi ve kasın durumuna (taze, donmuş) bağlıdır (Evans ve ark.,1997).

Et ürünlerinde kullanılan önemli fenolik içeriği zengin bitkisel preparatlar: çay, değişik baharatlar (biberiye, kekik, karabiber v.s), üzüm ve çekirdeği, üzümsü meyveler, erikgiller, lahanagiller, ceviz, fındık gibi kuruyemişler, baklagiller ve narenciyelerdir. Kullanılan antioksidan etkili materyaller et ürünlerine direkt olarak ilave edilebildiği gibi ekstakt şeklinde de ilave edilmektedir ( Moure ve ark., 2001). Meyve sebze işleme tesisleri hammadde işlendikten sonra çevresel kirliliğe de potansiyel oluşturan büyük miktarda atıkla karşı karşıya kalmaktadır. Bu atıkların miktarı bazen hammaddenin %60'ından bile fazla olabilir. Meyve sebze atıkları (kabuk, sap, posa, yaprak vb) doğal antioksidan eldesi için çok iyi birer kaynaktırlar. Ancak bu atıklardan ekstrakte edilecek antioksidanlardan optimum verimi elde edebilmek için en uygun yöntemi ve kullanılacak çözgeni de seçmek çok önemlidir. Doğal antioksidanlar sentetik olanlara göre daha düşük aktivite gösterseler de hem tüketiciler tarafından daha çok tercih edilme hem de yasal mevzuatlarda sınırlayıcı bulunmaması nedeniyle et ürünleri üretiminde artan bir hızla kullanılmaktadırlar.
__________________


=======ஜ۩۞۩ஜ=======
◄█▓░GIDA TEKNİKERİ░▓█►
=======ஜ۩۞۩ஜ=======
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ


“Hayat boyu başarılarınızın bir zeytin ağacı kadar köklü ve sağlam,
Mutluluklarınızın yeni filizlenen yemyeşil bir zeytin dalı gibi sürekli,
Yaşamınızın zeytinyağı ile daha sağlıklı ve güzel olması dileğiyle...”

DENETİMSİZ GIDAYA HAYIR
Oktay SARI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Bu mesajdan alıntı yap
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Et ürünlerinde mikrobiyal bulaşma kaynakları bayraktar28 Et Sanayinde Temizlik ve Dezenfeksiyon Uygulamaları 1 03-2009 07:43 PM
yağlarda oksidasyon Gülsel ŞEN Yemeklik Yağlarda Oksidasyon 0 08-2008 05:56 PM
Et ve Et Ürünlerinde Protein Analizi tuuba Kimyasal Analizler 0 14-2008 10:12 PM


Şu anda saat : 04:54 AM.